Türkiye’nin Su Sorunu

Bilim insanları tarafından, 2050 yılında dünya nüfusunun %40’ının su sorunuyla baş başa kalacağına dair öngörüler yapılıyor. Şu yıllarda hoyratça kullandığımız kaynakların başında gelen su kaynakları hızla tükenirken doğanın dengesi ve iklim şartları da günden güne değişiyor.

Yağışların azlığı, buharlaşma, küresel ısınma gibi tehditlerin yanı sıra aşırı yağış nedeniyle yaşanan felaketler de gün gibi ortada. Peki bu noktada Dünya genelinin ve Türkiye’nin su sorunu ne boyutta? Dünyayı etkileyecek olan su krizi ülkemizi ne derece etkili olacak? Uzmanların konuya yaklaşımları nedir, yakından bakalım.

Tatlı Su Kaynaklarının Durumu

Dünya üzerinde yer alan suların yalnızca %2,5’luk kısmı tatlı su ve bunun da %70’i buzullarda bulunuyor. Yani erişilebilir durumdaki tatlı su kaynakları toplam su kaynaklarının %1’i kadar bile değil. Dünya Ekonomik Forumu’nda ele alınmak üzere 2014’de hazırlanan Risk Raporu, su kıtlığının dünyadaki en büyük 3 riskten biri olduğunu belirlerken bu durumun sadece bölgesel değil, global bazda sıkıntılar yaratacağının da altı ısrarla çiziliyor.

WWF tarafından hazırlanan Yaşayan Gezegen Raporu’nda ise tatlı su ekosistemlerinin 1970 ile 2012 seneleri arasında ne yazık ki %37 azalarak en fazla tüketilen ekosistem olduğu belirtiliyor. Bu kaybın büyüklüğü bile tek başına ciddiye alınarak üzerinde durulması gereken bir kriz olduğunun açıkça ispatı sayılıyor.

Türkiye’nin Su Sorunu

Dünya üzerindeki tehdidin boyutları elbette ülkemizi de etkileyecek durumda. Özellikle kentleşmenin ve nüfusun yoğun olduğu büyükşehirlerimizde değişen iklim ve küresel ısınmayla birlikte su sıkıntısı da baş gösteriyor. Mevcut barajların, kış döneminde kapasitelerini arttırarak kurak dönemleri rahatlıkla geçirtecek performansı sergilemesi için daha çok yağışa ihtiyaç duyuluyor.

İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa gibi şehirlerimizde göze çarpan düşük su rezervlerinin en büyük sebebi ise 2020’nin ikinci yarısında yaşanan kuraklık. Daha da somutlaştırmak adına, 2020 Kasım’da önceki yıllara nazaran %50’lik bir düşüş olduğunu söylemek mümkün.

Dünya Doğal Kaynaklar Enstitüsü tarafından hazırlanan su riski atlasında, dünyadaki 17 ülkede aşırı düzeyde su sıkıntısı yaşandığı ifade ediliyor. Katar, İsrail, Lübnan, İran, Ürdün, Libya, Kuveyt, Suudi Arabistan, Eritre, Birleşik Arap Emirlikleri, San Marino, Bahreyn, Hindistan, Pakistan, Türkmenistan, Umman ve Botswana’dan oluşan bu 17 ülke halkı su kıtlığıyla neredeyse burun buruna.

Türkiye ise 2. riskli kategori diye adlandırılan grupta ve 32. sırada yer alıyor. Türkiye ile birlikte komşularımız Yunanistan, Suriye, Irak ve Kıbrıs da aynı kategoride risk altındaki ülkeler arasında bulunuyor.

Gene yapılan istatistiksel çalışmaların öngördüğü üzere 2030 yılında Türkiye nüfusunun 100 milyonu bulması ve ne yazık ki kişi başına düşen su miktarının da 1120 m3’e düşmesi bekleniyor. Kuraklık ile artan nüfusun yarattığı bu fakirlik yaşamı da olumsuz etkileyecek gibi gözüküyor.

Alınması gereken Tedbirler Neler

Tatlı su kaynaklarının hızlı bir şekilde azalmasının yarattığı tehdidin ilerleyen yıllarda günlük yaşamı ne kadar olumsuz etkileyeceği yukarıda özetlediğimiz notlardan da görülüyor.

Henüz geri dönüşün imkansız olmadığı bu gün, alınacak bazı tedbirlerle gelecek için çok daha umutlu senaryolar yazabilmek de mümkün tabii ki. Bu tabloların içerdiği riskleri azaltmak, gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakmak için atılacak adımlarla su sorununun önü kesilebilir. Etki alanı azaltılabilir.

Bunun için öncelikle tüketimi azaltmanın yollarını bulmak ve halkı da bu konuda bilinçlendirmek gerekiyor. Daha az su tüketerek üretemediğimiz tatlı su kaynaklarını koruyabilmemiz mümkün. Ayrıca tüketilen tatlı su kaynaklarının geri dönüşümü konusu da üzerinde titizlikle çalışılması gereken ikinci bir tedbir. Ancak 1 litre atık suyu arıtabilmek için 8 litre temiz su kullanılması gerektiğini de unutmamak gerekiyor.

 

 

Avatar
Yazar Hakkında

Simten Konuk